|
GENEL
CERRAHi
Hastanemizin Genel Cerrahi bölümünde safra kesesinin
taşlı, iltihaplı ve diğer sebeplerebağlı hastalıkların ilaçla
tedavisi yapılmaktadır. Ameliyat gereken durumlarda kapalı ( laporoskopik)
yöntem ile oprerasyonlar başarıyla yapılmaktadır.
Tiroid bezinin iyi huylu büyümelerinin (guatr) ve kötü
huylu tümörlerinin gerektiğinde ameliyat ile tedavisi gerçekleştirilmektedir.
Sindirim sisteminde yemek borusuna (özefagus) ait iltihabi,
tümöral ve daraltıcı hastalıklar (yemek borusu kanseri, reflü
ve akalazya gibi) ile mide ve oniki parmak bağırsağı (duodenum)
ülserleri, kanserleri gerek ilaçlı gerekse cerrahi yöntemlerle tedavi
edilebilmektedir. İnce bağırsak (iltihabi ve tümöral) apandisit,
kalın bağırsak hastalıkları (itihapları ve kanserleri ile diğer
hastalıkları) teşhis edilip cerrahi tedavileri başarıyla gerçekleştirilmektedir.
Basur (hemoroit) hastalığının, eğer hastalık erken dönemdeyse
lazer (infrared koagülasyon), bantla boğma (lastik bant logasyon)
ve ilaç enjeksiyonu (skleroterapi) yöntemleriyle tedavisi yapılırken
geç dönemlerde yine cerrahi yolla tedavisi mümkün olabilmektedir.
Kasıkta ve vücudun diğer taraflarında görülen fıtıkların tamiri,
kıl dönmesinin tedavisi ve ciltte görülen çeşitli kitlelerin
estetik olarak alınması işlemleri gerçekleştirilmektedir. Modern
teknolojiyle, steril ortamda ister lokal, ister genel anestezi
ile ağrısız estetik sünnet yapılmaktadır.
ENDOSKOPİ
Endoskopi, sindirim sistemine ait yemek borusu, mide ve barsakların
iç yüzünün gelişmiş optik cihazlar ile ekrana yansıtılarak gözlenmesi
işlemidir.Endoskopi genel bir terimdir ve herhangi bir içi boş organın
iç yüzünün görüntülenmesi anlamına gelir.Eğer incelenecek organ
mide ise gastroskopi (Gastro= mide,skopi =gözlenmesi),kalın barsak
ise kolonoskopi (Kolon=kalın barsak,skopi=gözlenmesi),yemek borusu
ise özefagoskopi,oniki parmak barsağı ise düodenoskopi ismini almaktadır.Yemek
borusu,mide ve oniki parmak barsağı genellikle beraber incelendiği
için bu işleme, özefagogastroduodenoskopi veya sindirim sisteminin
üst kısmına ait organlar oldukları için üst GİS (Gastroİntestinal
Sistem=Sindirim sistemi) endoskopisi denilmektedir.Aslında bu optik
cihazlar ile sadece sindirim sistemine ait organlar görüntülenmemekte
aynı zamanda ürologlar tarafından mesane (sistoskopi),genel cerrahlar
tarafından karnın içi (Laparoskopi) veya göğüs cerrahları tarafından
göğsün içi (Torakoskopi) de görüntülenmektedir.Son yıllarda geliştirilen
uygun aletler ile organlar sadece gözlenmemekte aynı zamanda bazı
ameliyatlarda yapılmaktadır.Örneğin safra kesesinin laparoskopik
olarak çıkarılması veya kalın barsaktaki polip denilen oluşumların
çıkarılması en sık yapılan endoskopik girişimlerden bazılarıdır.
Endoskopi ile organların iç yüzü görülebildiğine göre bu organların
içi ile ilgili olduğu düşünülen şikayetlerde işlem gerçekleştirilir.
Örneğin yemek yerken yutulan gıdanın göğüste takılması yemek borusunda
bir çeşit hastalığa bağlı tıkanmayı düşündürdüğü için yemek borusunun
gözlenmesi (Özefagoskopi) gerekir.Veya yenilen gıdaların bir süre
sonra karında şişlik yaparak kusulması,yemekten sonra mideye ait
olan bölgenin ağrıması ve kanamaya bağlı olarak siyah dışkılama
gibi şikayetler hep bir mide-oniki parmak barsak hastalığına işaret
ettiği için gastroduodenoskopi (mide-oniki parmak barsağının gözlenmesi)
yapılmasını gerektirir.Aynı şekilde makatdan kan gelmesi,büyük abdest
alışkanlığının değişmesi,kronik ishal veya uzun süren karın ağrısı
kalın barsaklarda bir hastalığı düşündürebileceği için kolonoskopi
yapılmasını gerektirir.
Sindirim sistemine ait olan organların endoskopik tetkiki için bazı
hazırlıklar gereklidir.Midenin iç kısmının görülebilmesi için ortalama
6-8 saat açlık gerekmektedir.Yoksa midedeki gıda artıkları incelemeyi
olanaksız kılar.Hatta midede tıkanması olan hastalarda bu süre daha
uzun tutulabilir veya midenin yıkanması bile gerekebilir.Kalın barsak
incelenirken boşaltım işlemi çeşitli ishal yapıcı ilaçlar ile gerçekleştirilmektedir.Kalın
barsağın hazırlanması işlemi temelde aynı olsa da kolonoskopi işleminin
yapılacağı merkeze göre bazı farklılıklar içerir.Kimi merkezler
hazırlığı 1 günde yaparken diğerleri 2 güne yaymakta veya birisi
A ilacını kullanırken başkası B ilacını kullanabilir.
Son yıllarda sağlanan gelişmeler ile endoskopi aletleri daha fonksiyonel,esnek
ve ince hale getirilmişlerdir.Endoskopi merkezimizde mideye bakılırken
oldukça ince esnek bir alet kullanmaktayız ve ayrıca hastanın hem
boğazını bir sprey ile uyuşturmaktayız hem damardan uyuşturucu etkisi
olan bir ilaç yaparak anestezi sağlamaktayız.Kolonoskopi yapılırken
anestezi ilaçları daha yüksek dozlarda verilmekte ve yanısıra ağrı
kesici ve barsak spazmını giderici ilaçlar kullanılmaktadır.Hastanın
işlem boyunca solunum ve nabzı monitör ile takip edilmektedir.Gastroskopi
işlemi ortalama 5 dk ,kolonoskopi ise 30 dk kadar sürmektedir. Her
hastaya resimli rapor verilmekle birlikte yapılan işlem arzu edilirce
CD’ ye kaydedilmektedir.İşlem tamamlandıktan sonra gözlem amacıyla
gastroskopi hastaları ortalama 30 dk, kolonoskopi hastaları ise
1-1.5 saat kadar yatırılmaktadır.
Endoskopik işlemler genellikle güvenle gerçekleştirilseler de gerek
hastaların diğer hastalıkları nedeniyle gerekse verilen anestezik
maddelere karşı gelişebilecek yan etkiler dolayısı ile bazen istenmeyen
problemler ile karşılaşılabilmektedir. Hastanemizde bulunan yoğun
bakım ünitesi ve diğer uzman doktorlarımız bu tür sorunlara anında
müdahale imkanı vermekte ve hasta güvenliğini arttırmaktadır.
MEME
KANSERİ
Meme kanseri kadında yaşamı tehdit eden önemli hastalıkların başında
gelmektedir. Kadınlarda en sık görülen kanser tipidir ve kansere
bağlı ölüm sıralamasında akciger kanserinden sonra ikinci
sırada gelmektedir. Bir çalısmaya göre doğumdan 110
yasına kadar yaşayan bir kadında meme kanseri gelişme riski %10
civarında bulunmuştur. Yine bu süre içerisinde meme
kanserinden ölüm riski %3,6 olarak tespit edilmiştir.
Meme kanseri yaşla birlikte artış göstermektedir. Menopozdan
önce az görülürken menopozdan sonra özellikle
50’li – 60’li yaşlarda daha sık görülmektedir.
35 yaşındaki bir kadının önündeki 20 yıl içerisinde
meme kanserine yakalanma ihtimali %3 civarında iken 50 yaşındaki
bir kadının yakalanma ihtimali ise %6 civarındadır. Üükemizde
her yıl yaklaşık 30.000 kadına meme kanseri teşhisi konulmaktadır.
Diğer bir çok kanser tipinde olduğu gibi meme kanserinin
de ortaya çıkış nedenini bilemiyoruz. Değişik tipleri olan
meme kanserinin büyük çoğunluğu memedeki süt
bezlerini ve kanallarını oluşturan hücrelerden kaynaklanmaktadır.
Bu hücreler kontrolsüz olarak bölünüp çoğalmaya
başlayarak memede bir kitle oluşturmakta ve sonrada vücudun
diğer kısımlarına yayılmaktadır.
Bazı kadınlarda diğerlerine oranla meme kanseri riski fazladır.
Meme kanserinde riski etkileyen faktörlerin bazıları
şunlardır;
• Genetik ve Ailesel Faktörler; Batılı
kadınlarda Asyalı kadınlara göre meme kanseri daha sık görülmektedir.
Yine meme kanserli kadınların bayan akrabaları da daha yüksek
bir riske sahiptir. şöyle ki meme kanserli kadınların annelerinde
normal nüfusa göre 2 kat, kiz kardesleri ise 2,5 kat daha
fazla meme kanseri görülür. Son yıllarda yapılan
çaıismalar meme kanseriyle ilgili oldugu düsünülen
bazı genlerin (BRCA 1, BRCA 2 genleri) bulunmasini sağlamıştır.
• Yaş; Meme kanseri gelişimindeki en önemli
risk faktörü yaştır. İleri yaşlarda özellikle menopozdan
sonra meme kanseri daha sık görülmektedir. 30–34
yaş aralıgına kıyasla 65–69 yaş aralıgında meme kanseri gelişme
riski 17 kat daha fazladır.
• Virüsler; Virüslerin hayvanlarda
ve insanlarda birçok kanser tipine yol açtıgı bilinmektedir
(Örnegin Hepatit B virüsünün karaciğer kanserine
yol açması gibi). Meme kanserinin olası viral nedenleri arasında
fare meme tümörü virüsü üzerinde özel
bir ilgiyle durulmaktadır. Ama henüz yeterli çalısmalar
yapılmamıstıir.
• Dogum Kontrol Hapları; Meme kanserinde
rolü tartışmalıdır. Birçok çalışma kanser riskini
arttırdığı yönündedir.
• Menopozda Hormon Tedavisi; Menopoz süresince
verilen hormon tedavileri meme kanser riskini az da olsa arttırmasına
rağmen sağladıkları faydalar göz önüne alındıgında
kullanılmalarının iyi olduğu düsünülmektedir.
• Dogum; Geç doğum yapanlarda (>30
yaş) veya hiç doğum yapmayanlarda meme kanseri riski erken
doğum yapanlara göre 2–3 kat daha fazladır.
• Emzirme; Meme kanseri riskini azalttığını
gösteren çalişmalar varsa da, hiç bir etkisinin
olmaıiğını gösteren çalışmalar da vardır.
• Adet Süresi; Erken yaşta adet görüp
(<12 yaş) geç menopoza girenlerde (>55 yaş) meme kanseri
riskinin daha fazla olduğu gösterilmiştir.
Meme Kanseri Nasıl Teşhis Edilir;
Meme kanserinin en sık görülen belirtisi ağrısız kitlelerin
hissedilmesidir. Ancak %10 kadar hastada da kitle olmadan sadece
ağrı şikayeti görülmektedir. Bazı hastalar memelerinde
şişi fark etmelerine rağmen fazla şikayetleri olmadığı için
hekime müracaat etmezler. Erken tanı konamayan bu hastalarda
hastalık ilerler ve tedavi için çok kıymetli olan
bir süre boş yere harcanır. Halbuki erken bir evrede teshis
edilen meme kanserli hastalarda iyileşme ve kanserden kurtulma oranı
oldukça yüksektir. Son yıllarda Amerika ve İngiltere
gibi ülkelerde meme kanseri görülme sıklığında artiş olmasına
rağmen meme kanserinden ölüm oranlarında bir azalma görülmüştür.
Bunun nedeni bu topluluklarda kadınların konunun önemini kavramiş
olması ve daha erken evrelerde hekime başvurmalarıdır. Ülkemizde
meme kanseri teşhisi konulan kadınların %70-80’i kendileri
gögüslerinde bir şişlik fark ederek doktora müracaat
etmektedirler. Diğerlerine ise teşhis başka nedenle yapılan rutin
fizik muayene ve tetkikler sonucunda konulmaktadır. Normal bir göğüste
kitlenin fark edilebilmesi için bu kitlelerin ortalama 1
cm’nin üzerinde bir çapa sahip olması gerekmektedir.
Hekimler için bile durum böyleyken hastalar daha büyük
çaptaki kitleleri fark edebilmektedirler. Aslında teşhisteki
amaç daha ele kitle gelmeden milimetrik boyuttaki kanserin
mammografiyle saptanmasıdır. Çünkü ancak bu durumda
hastaların büyük bir çoğunluğu sadece göğüslerinin
bir kısmını kaybederek tamamen iyileşebilmektedir.
Tanı gecikmesine yol açan faktörlerin başında kültür
eksikliği gelmektedir. Bu kadınlar memelerindeki bir şişliğin önemini
kavrayamamakta ve ancak memelerindeki şiş çok büyük
boyutlara ulaşıp deriyi tahriş etmeye başladığında hekime başvurmaktadır.
Tanıyı geciktiren ikinci önemli faktör ise memesindeki
şişliği fark eden kadının, doktorun kendilerinde kötü
bir hastalik olduğunu söyleyeceğinden korkmalarıdır. Bu çok
yanlış bir düsüncedir. Çünkü kötü
bir hastalik mevcutsa bir an evvel tedavisi yapılmalıdır. Her gün
korku ve endişe içerisinde yasamaktansa kesin bir sonuca
ulaşmasi, en iyi ve doğru yoldur. Bazi hastalarinda çogu
meme hastaliginda gögüslerinin alinacagindan korkarlar.
Halbuki iyi huylu meme hastalıklarında memenin alınması söz
konusu olmadıgı gibi her meme kanseri olgusunda da meme tamamen
alınmaz, memeyi koruyan ameliyatlar uygulanabilir. Yine bazı hastalar
ise çevrenin etkisiyle veya utanıp çekindiklerinden
doktora gitmekten korkarlar. Fakat çok defa hastalıgın ilerlemesi
ve başka yerlere de yayılmasıyla bu çekingenliklerini hayatlariyla
ödeyebilirler. Bazı kadınlar ise kocalarıyla olan duygusal
ve cinsel ilişkilerinin bozulacağindan korkarak memelerinde anormal
bir durum olduğunu söylemezler. Bu gibi durumlarda kocalarin
anlayış göstermeleri ve eşlerine her konuda destek olmaları
gerekir. Ülkemizde teşhisin gecikmesine yol açan bir
diğer neden ise ekonomik koşullardır. Parasal sorunlar bazı fakir
hastaların hekime hemen başvurmalarını engellemektedir.
Eğer kadınlar kendi kendilerini periyodik olarak muayene
ederlerse ve 40 yaşından itibaren yılda bir kez doktor kontrolüne
gidip mammografi ve gerekiyorsa ultrason yaptırırlarsa meme kanserine
karşı tedbirlerini almış olurlar. Böylece kanser olsalar bile
çok büyük oranda erken teşhis edileceği için
ufak tefek fedakarlıklarla bu hastalıktan kurtulmaları mümkün
olabilecektir.
Kadinlarin Kendi Memelerini Muayene Etmeleri;
Teşhis için çok önemli ve basit bir yöntemdir.
20 yaşından büyük kadınlar memelerini her ay muayene etmelidir.
Bunun için en uygun zaman adet bitiminden sonraki 2. ve 3.
günlerdir. Bu günlerde memelerdeki şişme ve hassasiyet
en azdır. Menopoza girmiş kadınlar ise muayene için her ayın
ilk günü gibi bir günü rastgele seçebilirler.
Bu muayenede önce iyi aydınlatılmış bir odada belden yukarısnı
gösteren bir ayna karşısında durulur ve memeler gözlenir.
Önce eller iki yandayken gözlenir, sonra kollar yukarı kaldırılır
ve eller başın arkasına doğru bastırılıp göğüs kaslarının
kasılması sağlanarak gözlenir. Sonra eller kalçalara
sıkıca bastırılarak omuzlar ve dirsekler öne doğru alınarak
memeler aynadan gözlenir. Bu gözleme sürecinde her
iki memenin büyüklükleri arasında dikkati çeken
bir fark olup olmadığına, memenin dış hatlarında bir bozulma olup
olmadığına, bir şişliğin varlığına, meme cildindeki kızarıklık ve
morluklara, derideki çekinti ve çöküntülere
ve yaralara dikkat edilir. Ayrıca meme başlarından akıntiı gelip
gelmediğine, meme başlarında içeri çekilme olup olmadığına,
kabuklanmaya ve meme başlarının yönüne dikkat edilir.
Gözle yapılan muayeneden sonra sıra elle yapılan muayeneye
gelir. Bu muayene banyoda duş altında yapılabilir. Zira parmaklar
ıslak ve sabunlu bir cilt üzerinde kolayca kayabilir. Sağ meme
sol elle, sol meme sağ elle muayene edilir. Muayene elin işaret,
orta ve yüzük parmaklarının iç yüzleri ile
meme üzerine kemiğe doğru bastırıp daireler çizerek
yavaş bir şekilde yapılır. Tüm memenin muayenesi ile beraber
kol yukarı kaldırılıp koltuk altıda mutlaka kontrol edilmelidir.
Elle muayenede bir şişlik olup olmadığı, varsa bu şişliğin boyutu
sertliği ve yerinden oynayıp oynamadıgı tespit edilir. Daha sonra
sırt üstü yatırılır ve muayene edilecek tarafin omzunun
altına bir yastık veya katlanmış bir havlu konulur. O tarafin kolu
başın altına konur ve yine aynı parmaklarla meme, kemiğin üzerine
bastırılarak ( parmakların arasında sıkmadan) dairesel hareketlerle
koltuk altı da dahil olmak üzere muayene edilir.
Mammografi; Mammografi düşük dozajlı
bir X isini yardımıyla memenin detaylı görüntüsünün
alınması işlemidir. İşlem yapılırken meme iki levha arasında sıkıstırılıp
düzleştirilir ve memenin üstünden düşük
yogunluklu X isini verilerek altindaki film kasetine görüntüsü
kaydedilir. Bu işlemde kullanılan X isini miktari oldukça
düsüktür ve hiçbir yan etkisi yoktur. Mammografi
asla kansere yol açmaz. Yapılması da kolay olduğu için
meme kanseri taramasinda kullanılacak en uygun yöntemdir. Yapılan
bir çalışma 50 yaşın üzerindeki kadınlarda bulunan kitlelerin
%85-90’ının hissedilebilir büyüklüğe ulaşmadan
2 yıl kadar önce mammografi ile belirlenebileceğini tahmin
etmektedir. Bu çalışma da mammografinin erken teşhisteki
rolünü göstermektedir. 40 yaşından sonra her bayan
yılda bir kez mammografi çektirmelidir. Mammografi, kanseri
%85–90 oranında saptar. Mammografi ile yapılan bu taramalar
sayesinde kanserden ölüm oranlari %30–60 azalmıstır.
Düzenli mammografi çekiminin sonlandırılacağı yaşkesin
olarak belirlenmese de, 70 yaşin üzerinde marjinal bir fayda
sağlamadığı bildirilmistir.
Ultrasonografi; Meme kanserinin tanısında son
10 yıldır popülarite kazanmıstır. Tek başına kullanımı kanser
teşhisinde uygun bulunmamaktadır. Bazı yoğun memelerde mamografiyi
tamamlayıcı bir yöntem olarak faydalanilmaktadır. Yine memenin
iyi huylu kitlelerinin değerlendirilmesinde basit ve kolay uygulanabilir
bir yöntemdir.
Bunlarin dışında meme hastalıklarının tanısında daha az kullanılan
manyetik rezonans, sintimammografi, galaktografi ve pnömokistografi
gibi yöntemler de mevcuttur.
Biopsiler; Yukarıda sayılan teşhis yöntemleri
kanserin tanısını %100 koyduran yöntemler degildir. Memede
oluşan kitlelerin kesin tanısı ancak biopsiler ile olur. Biopsinin
amacı kitleden çesitli büyüklüklerde parçalar
alarak bu kitlenin histolojik yapısını mikroskop altında değerlendirmektir.
Değisik teknikler tanımlanmıstır. En kolayı bir iğne ile kitlenin
içine girilip buradan alınan hücrelerin incelenmesi
olan “İnce İğne Aspirasyon Biopsisi” işlemidir. Bunun
dısında özel bir iğne ile kitleye girilerek 1-2mm’lik
bir doku parçasının çıkarıldığı “Core Biopsiler”
vardır. Son olarak da kitlenin üzerinden anestezi altinda bir
kesik yaparak kitlenin bir kısmının çıkarıldığı “İnsizyonel
Biopsiler” veya hepsinin çIkarıldıgı “Eksizyonel
Biopsi” teknikleri mevcuttur. Hangi tekniğin seçileceğine
tüm bulgularınızı değerlendiren doktorunuz karar verecektir.
Meme Kanserinin Tedavisi;
Meme kanserini, tedavisi ile ilgili kararları hasta ve doktoru
birlikte alır. Çünkü aynı etkinliğe sahip değişik tedavi
seçenekleri mevcuttur. Bunun için hastanın hastalıg
ve tedavisi hakkinda bilinçli olması gerekir. Ayrıca hastalıkları
hakkında bilgi sahibi olan hastalar bakımlarına daha çok
dikkat ederler, fiziksel ve ruhsal olarak kendilerini daha iyi hissederler.
Hastalar şunu bilmelidirler ki meme kanseri iyileşebilen bir hastalıktır
ve bir genelleme yapacak olursak günümüzde meme kanserine
yakalanan kadınlarin ortalama yarısı bu hastalıktan kurtulur. Eğer
hastalar daha önce bahsettigimiz erken teshis için gerekli
önerileri izlerse ve teşhis erken konulursa kanserden iyileşme
ihtimali %90’lara çıkar. Hatta meme kanseri başka organlara
yayılan kadınların bile pek çoğu yaşamlarında bazı değişiklikler
yapmakla beraber normal bir aile ve iş yaşamını sürdürebilir.
Meme kanserindeki tedavi tiplerini yerel ve sistemik tedaviler olmak
üzere iki ana baslıkta toplayabiliriz. Yerel tedavi sadece
kitlenin olduğu bölgeye yapılan ameliyat ve ışın tedavisidir.
Sistemik tedaviler ise tüm vücuda yapılan kemoterapi ve
hormon tedavisidir. Bu tedavi seçenekleri değişik biçimlerde
kullanilabilir.
Meme kanseri tek tip bir hastalık değildir. Onun için her
hastaya aynı tedavi biçimi uygulanmaz. Tedavi biçimini
belirleyen en önemli etken kitlenin büyüklüğü
ve koltuk altına veya vücudun başka bir yerine yayılım olup
olmadığıdir. Meme kanserinin yayılırken ilk durağı genellikle kitlenin
oldugu taraftaki koltuk altı bezeleridir. Zaten bundan dolayı muayenede
memeler ile beraber mutlaka koltuk altına da bakılmaldır.
Meme kanserinin tedavisi bir ekip işidir. Bu ekibin en aktif ve
önemli üyesi hastadır. Ülkemizde meme kanseri ameliyatlarını
Genel Cerrahi Uzmanlari yaparken, ışın tedavisini radyasyon onkologları
gerçekleştirmekte ve kemoterapi ile diğer sistemik tedavileri
medikal onkologlar uygulamaktadır. Simdi bu tedavi biçimlerini
tek tek gözden geçirelim.
Ameliyat;
Meme kanserinde genellikle iki tip ameliyat uygulanmaktadIr. Birincisi
sadece kitlenin ve bir miktar çevre dokunun birlikte çıkarıldığı
meme bütünlüğünü koruyan ameliyatlardır.
Her iki ameliyat tipinde de aynı zamanda koltuk alti bezeleri de
temizlenmektedir. Yalnız meme koruyucu ameliyat yaptıktan sonra
geride kalan memeye arkada kalabilecek tümör hücreleri
açısından ışın tedavisi yapmak şarttır. Hangi ameliyat tipinin
uygulanacağına hastalığın evresine de bakarak doktorla beraber hasta
karar verir. Erken teşhis edilen meme kanserinde genellikle meme
koruyucu operasyonlar yapılabilirken, geç teşhis edilenlerde
memenin tamamı alınmaktadır.
Koltuk altı bezelerinin de temizlenmesinin amacı sadece oradaki
var olabilecek hastalıklı dokuyu uzaklaştırmak değil, aynı zamanda
hastalığın evresini anlamak ve ameliyat sonrası tedavileri buna
göre planlamaktır. Hastalığın ilerde nasıl bir süreç
izleyeceginin en önemli göstergesi koltuk altındaki bezelerin
tutulup tutulmamasıdır.
Koltuk altı bezlerin alınmasi o kolun lenfatik akımını bozacağı
için bu kolda meydana gelebilecek yaralanmalardan daha kolay
mikrop kapılabilir. Bu nedenle;
• Bulaşık ve çamaşırda sert yakıcı deterjan kullanılmaz.
• Tırnak etrafindaki şeytantırnağı koparılmaz ve o ele manikür
yaptırılmaz.
• Bu koldan kan alınmaz, aşı ve iğne yaptırılmaz ve tansiyon
bile ölçtürülmezı.
• Yaralanmaya yol açabilecek tarzda saat, yüzük
ve bilezik kullanılmaz.
• Sıkı kollu lastikli giyecekler giyilmez.
• Banyo sırasında o kola kese yapılmaz.
Radyoterapi (Isin tedavisi);
Gamma ışını, X ışını, elektron gibi ışın türlerini kullanarak
bazı hastalıkların, özellikle kötü huylu tümörlerin
tedavi edilmesine radyoterapi (ışın tedavisi veya şua tedavisi de
denir) denilmektedir. Bu tür ışınlar normal röntgen filmi
çekilirken kullanılan ışınlara çok benzer ve dolayısıyla
uygulanmaları esnasıunda ağrı olusturmaları söz konusu degildir.
Bu ışınlar tümör hücrelerinin çoğalmasını
ve dolayısıyla tümörün büyümesini engeller.
Meme kanserinde isin tedavisi, ameliyat sonrası göğüste,
göğüs duvarında veya koltuk altında kalmış olabilecek
kanser hücrelerini öldürmekte kullanabilecegi gibi,
ameliyat öncesinde tümörün boyutlarını küçültmek
amacıyla da kullanılabilir. Radyoterapi ümitsiz vakalarda uygulanan
son çare degildir. Birçok tümörü iyileştirebildiği
gibi, daha önce bahsettigimiz üzere erken evrede yakalanıp
da meme koruyucu cerrahi yapılmış kanser vakalarında tam şifayiı
sağlamak amacıyla yapılan tedavinin bir bölümünü
oluşturur.
Kemoterapi;
Kemoterapi ilaç tedavisi demektir. Meme kanseri tedavisinde
cerrahi ve radyoterapi ile birlikte hastalığın değışik aşamalarında
kullanılır. Ameliyattan önce veya ameliyat sırasında memedeki
tümörden lenf bezlerine veya kan damarlarına kaçan
hücreler gözle görünmez veya mikroskopla saptanmayabilir.
Bu hücreler karaciğer, akciğer, kemik, beyin gibi organlara
gidip yerleşerek zamanla oralarda çoğalırlar ve haftalar,
aylar hatta yıllar sonra fark edilebilecek büyüklüğe
gelirler. Kemoterapi bu hücrelerin büyüyüp yayılmadan
öldürülmesini sağlar. Ayrıca yineleme ve yayılma
durumlarında da yine kemoterapiden faydalanilir. Meme tümörlerinde
genellikle ameliyat sonrası 3 haftada bir 4–6 kez yapılır.
Tümörün tipine ve evresine göre değişik kemoterapi
ilaçlari tek tek veya birlikte kullanılir. Tüm bu tedavi
sürecini medikal onkologlar yönetir. İlaçlar serumla
birlikte damardan verilir ve çogunlukla hastanede kalınmayı
gerektirmez. Saç dökülmesi, bulantı, kusma, mide
yanması, ağızda yaralar, cilt kuruluğu gibi yan etkiler ortaya çıkabilir.
Bunların çogundan koruyabilecek ilaçlar mevcuttur.
Kemoterapi alırken kesinlikle hamile kalınmamalıdır.
Hormon Tedavisi;
Hormon doğal olarak vücutta üretilen, hücrelerin
işlevlerini yapmalarını düzenleyen maddelerdir. Kadınlık hormonlariı
en çok yumurtalıklardan üretilir. Meme tümörü
ile kadının hormonal durumu arasında bir ilişki vardır. Kadınlık
hormonu olan östrojen meme kanseri hücrelerinin çoğunu
besler ve onlari uyarır. Operasyon sonrası yapılan patolojik incelemeyle
kanserin östrojene karsı duyarlı olup olmadığı saptanabilir.
Önceleri östrojenin bu etkisini engellemek için
yumurtalıklar çıkarılırdı. Günümüzde östrojenin
etkilerini engelleyen ilaçlar geliştirilmiştir. Bu amaçla
en yaygın olarak kullanılan ilaçlar tamoksifendir. Günde
2 kez olmak üzere yıllarca kullanılabilir. Hastalığın tekrarlama
ihtimalini yarı yaıiya azaltır. Bu çok önemli tedavi
edici etkisinin yanında nadiren ortaya ıikan ciddi yan etkilerin
varlığı önemsenmemesi gereken düzeydedir.
SAFRA KESESİ TAŞLARI
 Safra
kesesi taşları, batı toplumlarında görülmekte olup, oluşma
sıklığı yaşla artmaktadır. 40 yaşın üzerinde, şişmanlık, yüksek
kalorili ve kolesterol yönünden zengin diyet ile beslenme, safra
kesesinde kolesterol yoğunluğunu artırarak, taş oluşumunu kolaylaştırmaktadır.Aynı
şekilde, kanın vücutta aşırı yıkımına yol açan bazı hastalıklarda
safra kesesinde taş yapmaktadır. Safra kesesi taşlarının çoğunluğu
(% 80 kadarı), herhangi bir belirti vermez. Çoğu kez başka sebeplerle
yapılan incelemeler esnasında tesadüfen saptanırlar. Herhangi bir
şikayet yapmayan bu taşların tedavisine gerek yoktur. Ancak belirtiler
ortaya çıkarsa tedavisi şarttır. Safra kesesi taşlarının tedavisinde
ameliyat dışında, taşların eritilmesi veya kırılması gibi yöntemler
kullanılmışsa da sonuçlar pek iyi olmamıştır. Bundan dolayı şikayete
yol açan safra kesesi taşlarının tek tedavisi ameliyat ile safra
kesesinin alınmasıdır. Safra kesesi ameliyatı açık ve kapalı (laporoskopik)
yöntemlerle yapılmaktadır. Günümüzde safra kesesinin kapalı ameliyatı,
engel bir durum yoksa (karın bölgesinde önceden geçirilen ameliyatlar
gibi), tercih edilen bir yöntem olmuştur. Kapalı ameliyatlarda,
boyutları 0,5 cm ve 1cm arasında değişen dört delikten kamera
ve diğer çalışma aletleri girilerek, monitörden takip edilmek suretiyle,
safra kesesi çıkarılmaktadır. Böylece hastanın karnında çok küçük
kesikler olduğu için ameliyat sonrası dönem daha rahat geçmekte,
hasta hastaneden daha çabuk taburcu olabilmekte ve ameliyata bağlı,
karın içinde yapışıklık olma ihtimali daha az olmaktadır. Safra
kesesinin alınması tıpkı apandisit de olduğu gibi vücutta
herhangi bir eksikliğe sebep olmamakta ve hasta, 2 hafta ile 2 ay
arasında değişen adaptasyon döneminden sonra eski beslenme
şekline dönebilmektedir.
HEMOROİD (BASUR)
Hemoroid; makat bölgesinde ağrı, kanama, kaşıntı ve şişlik ile kendini
gösteren bir hastalıktır. Toplumda oldukça sık rastlanılan hemoroid
(basur) hastalığının tedavisi, bulunduğu evreye göre yapılmaktadır.Toplam
dört evresi olup, hastalığın başlangıç dönemleri olan birinci, ikinci
ve üçüncü evrelerinde ameliyatsız yöntemler ile (halk arasında lazerde
denilen “infrared koagülasyon”), band ligasyon (hemoroidin
lastik bir bantla boğulması) ve skleroterapi (hemoroidin içine ilaç
verilmesi) yöntemleri kullanılmaktadır. Hastalığın evresi ilerledikçe,
ameliyatsız yöntemlerinde başarı oranının düşmesine rağmen etkin
tedavi ile % 90 – 95 oranında başarı sağlanabilmektedir. Ancak tedaviye,
son evre olan dördüncü evrede başlanması halinde ameliyat kaçınılmaz
bir durum olmaktradır.
KİST DERMOİD SAKRAL (KIL DÖNMESİ)
Genellikle genç erkek
ve kadınların kuyruk sokumunda yerleşen bu hastalık kendini
bu bölgedeki akıntı, şişlik ve özellikle otururken görülen ağrı
ile göstermektedir. İlk teşhis çoğu kez bu bölgede abse ile beraber
şiddetli ağrı ve ateşin görülmesiyle konulmaktadır. Çok ağrısı olmayan
hastalarda kuyruk sokumunda orta hatta içinden kıl çıkan küçük deliklerin
görülmesi teşhis için yeterlidir. İlaçlı tedavisi günümüzde mümkün
olmayan bu hastalık çeşitli cerrahi yöntemlerden birisinin gecikmeden
uygulanmasıyla tedavi edilebilmektedir.
PERİANAL FİSTÜL
Fistül iki
ayrı deliği olan anormal bir bağlantıdır. Makat bölgesindeki fistüllerde
açıklığın biri makat içerisinde, diğeri ise dışarıda deride
olmakta ve bu iki açıklık arasında tüp şeklinde bir bağlantı
olmaktadır. Hastalık bazen iç çamaşırları kirleten bir akıntı şeklinde
olabildiği gibi, bazen de makat bölgesinde apseye yol açarak anlaşılmaktadır.
Fistüller içerde ki açıklığın makata uzaklığına göre
basit veya kompleks olarak ayrılmaktadır. Fistüllerin % 90
– 95 ‘i basit fistüldür.Tedavisi cerrahidir. Operasyonla bu iki
açıklık arasındaki tüp kazınır. Yara kendiliğinden iyileşir.
FITIKLAR
Fıtık, iç
organlarla deri arasında bulunan karın duvarının zayıflayarak
veya yırtılarak iç organların buradan geçip keseleşmesidir. Karın
bölgesinde en sık görülen fıtık, kasık bölgesinde olanlardır.
Bunun dışında göbekten ve eski ameliyat kesiklerinden de fıtık oluşmaktadır.
Karın bölgesi fıtıkları doğuştan olabildiği gibi, genetik olarak
dokuları zayıf olanlarda ve ağır iş yapanlarda da gelişebilmektedir.
Boğulmamış fıtıklarda iç organlar, fıtık kesesine serbestçe girmekte
ve üzerine bastırıldığında veya kendiliğinden içeri
itilebilmektedir. Eğer içeri itilemiyorsa ve ağrılıysa boğulmuş
fıtık gelişmiştir ve tedavisi acil ameliyattır. Karın bölgesi fıtıklarının
tek tedavisi cerrahidir. Hastanın yaşına, fıtığın büyüklüğüne ve
cerrahın deneyimine bağlı olarak, dikişle tamirden,yama koyarak
tedaviye kadar değişik yöntemler kullanılmaktadır.
GENEL CERRAHİ
Op. Dr. Alparslan SAÇIKARA
|