|
İÇ HASTALIKLARI
Dahiliye olarak ta bilinen İç Hastalıkları Bölümünde;
karaciğer, guatr, şeker, kalp, tansiyon, bronşit, kan
hastalıkları, zatürree, tüberküloz, sindirim sistemi (mide ve
bağırsak) hastalıkları, romatizmal hastalıklar, enfeksiyon,
solunum sistemi, hormon ve şişmanlık. gibi vs. hastalıkların
tedavileri yapılmaktadır. Dahiliye bölümümüzde ayrıca her yaşa
ve şikayetlere göre özel ayarlanmış Check-Up programları
mevcuttur.
Ünitemizde; teşhis ve tedavi hizmetlerinin yanı sıra
konsültasyon hizmetleri de verilmektedir. Hastanemizde her
türlü hastalığın tanısı için yapılması gereken tüm tahlil
ve testler ile radyolojik tetkikler
yapılmaktadır.
Ayrıca hastanemizde;
iç hastalıklarının yan dalları olan gastroenteroloji, onkoloji,
kardiyoloji branşları ile gerek tanı gerekse tedavi ve
laboratuar incelemeleri konusunda koordineli çalışma
yürütülmektedir. Genel sağlık sorunlarıyla başvuran hastaların
rahatsızlıkları belirlenerek ilgili branşlarda konsültasyonları
yapılarak tedavileri sağlanır.
VİRAL HEPATİTLER
1900’lü yılların
başında bulaşıcı sarılık hastalığının virüs denen bakterilerden
daha küçük etkenler aracılığıyla oluştuğu fikri
oluşmuştu.1960’lı yıllarda Hepatit B enfeksiyonu etkeni olan
Avusturalya antijeni tespit edildi.1973 yılında da Hepatit A
virüsü ayırt edildi.1980’lerin sonunda ise Hepatit C ve daha
sonrada sırasıyla D ve E virüsleri tanımlandı.Viral Hepatit en
belirgin olarak karaciğeri etkileyen bir hastalıktır. Bu
enfeksiyon esnasında karaciğerdeki bulgular virüsün tipine göre
değişmez. Çoğu kez asemptomatik olarak yani çok az belirti
vererek hafif şikayetlerle geçirilir. Sarılık muayenede tespit
edilemez ve kendi kendine sınırlanarak atlatılır. Bazı vakalar
ise grip veya ishal gibi şikayetlerle başlayarak sarılık oluşumu
ile öne çıkar. Bazı belirtiler gerilerken, bazı belirtiler
ağırlaşır. Örneğin iştahsızlık, aşırı halsizlik, kilo kaybı, göz
ve ciltte sarılık ön plana çıkar.
Viral Hepatitlerden A ve E
tipi virüsler esas olarak fekal oral yolla yani virüs bulaşmış
su veya gıdalarla bulaşır, nispeten daha hafif bir seyir
sürerler ve hemen hemen tamamen tam bağışıklık bırakarak
düzelirler. Hastalığın başlama süreci virüsün alımından itibaren
2-6 hafta arsındadır. B, C ve D tipi virüsler ise gıda yoluyla
değil, kan yoluyla ve seksüel yolla bulaşırlar. B ve C tipi
virüsler için başlama süresi genellikle 2-6 ay arasında, D tipi
virüs için de süre 1-2 ay arasındadır. Bu tip sarılık
enfeksiyonlar A ve E tipine göre daha ciddi bir seyir
gösterirler ve kronikleşme oranı B tipi virüste %5-10, C tipi
virüste %20-50 civarındadır. Kronik HBV enfeksiyonunun %10’un,
kronik HCV enfeksiyonunun ise %50’nin siroz veya hepatoselüler
karsinoma dönüşme olasılığı vardır. Laboratuarda serumda SGOT,
SGPT, GGT ve LDH gibi karaciğer enzimlerinin yükselmesiyle tanı
konur ve takip edilir. Biluribin denen sarılık maddesi kana
fazla karıştığı için cilt sarı renk alır, bulantı, kusma, ishal,
ateş, boğaz ve eklem ağrıları, bazen ciltte döküntüler ortaya
çıkar. Belirgin iştahsızlık ve halsizlik söz konusudur. Tıp
tayininde serumda enfeksiyon tipini belirlemek için oluşan
antijen ve antikorlar aranır. Hatta daha önceden geçirilmiş olan
sarılıklar da bu yolla belirlenebilir. Aynı serolojik testlerle
hastalıktan korunmak için tarama yapılarak özellikle A ve B
virüslerine karşı aşılanmak mümkündür.
Bu nedenle hastalıktan
korunmak için özellikle serolojik testler yapılarak hastalığı
taşıyan kişileri tanımak, bulaşması muhtemel kişileri de
aşılamak önemlidir.
DEMIR EKSIKLIGI ANEMISI
Anemi nedir ?
Anemi (kansizlik), kandaki kirmizi kan hücrelerinin sayisinin
(eritrosit) veya içlerinde oksijen tasiyan hemoglobin adli
yapinin konsantrasyonunun normalin altinda olmasi ile tanimlanir.
Anemi degisik sebeplerle olusur, fakat en sik görülen
sebebi demir eksikligi anemisidir.
En basit anlamda bu kansizlik iki nedenle olusur:
• Yetersiz demir alinimi
• Demir kaybinin artmis olmasi
Demir besinlerden alinir, kirmizi etler ve sebzeler (örn. fasulyegiller)
demir kaynaklaridir, ancak etteki demir vücuda daha kolay emilir.
Besinlerle alinan demirin emilmesi için bagli oldugu bazi
moleküllerden kurtulmasi gerekir; bu nedenle bu emilim hiçbir
zaman tam olarak gerçeklesmez. Genellikle gida ile alinan
demirin üçte birinden azi vücuda emilir. Demir
emilimi ince barsagin üst kisminda olur. Midedeki asit ortamla
ve C vitaminin indirgeme potansiyeliyle bu emilim saglanir. Bu nedenle
yetersiz demir alinimi demirden yoksun gida ile beslenmede (örn.
Vejetaryenler), atrofik gastriti olanlarda (ki bunlarda mide asiti
azalmistir) veya mide-barsak cerrahisinden sonra sik görülür.
Demir kaybinin artmasi ise kanayan mide-duodenum ülseri olanlarda,
aspirin kullaniminda, hemoroid ve kancali kurt (parazit) tasiyanlarda
görülür. Ayrica kadinlarda adet kanamalarinin fazla
ve düzensiz oldugu durumlarda, sik gebelik ve dogumlari takiben
de gözlenir.
Belirtiler nelerdir ?
Anemisi olan hastalarda genellikle egzersizden sonra yorgunluk,
nefes darligi, çarpinti ve halsizlik sikayetleri olur. Ayrica
bas agrisi, bas dönmesi, kulak çinlamasi ve hatta bayilmalar
(senkop) gözlenebilir. Deride kan akiminin yavaslamasi nedeni
ile hastalar soguga karsi genellikle duyarlidirlar. Istahsizlik,
hazimsizlik gibi sindirim sistemi belirtileri de bu tabloya eslik
edebilir.
Kanin hayati organlara daha fazla gidebilmesinin saglanabilmesi
amaci ile, deri dolasimi azalir, bu da hastalarin soluk görünümlü
olmalarina sebep olur. Solukluk, anemili hastalarda sik rastlanilan
bir fizik muayene bulgusudur. Dudak etrafinda çatlamalar,
tirnaklarda düzlesme, kolay kirilma ve çukurlasma (kasik
tirnak) görülebilir. Hastalarin %10’nunda dalakta
büyüme saptanir. Kalp atislarinda hizlanma (tasikardi)
ve üfürüm duyulur.
Nasil tespit edilebilir ?
Demir eksikligi tanisi basit laboratuar tetkikleri ile konulur.
Tam kan sayimi, kanda demir ve TDBK( total demir baglama kapasitesi),
ferritin ölçümü gerçeklestirilir.
Tedavi ?
Demir eksikligi kesinlesince, bundan sonraki adim, nedenini arastirmak
ve tedaviyi buna göre planlamaktir.
Tedavi ile amaçlanan:
• Anemiyi düzeltmek
• Demir depolarini doldurmak
• Etiolojide rol oynayan faktörleri ortaya koymak ve
mümkün ise bunlari düzeltmek.
Hastalarin çogunda agiz yolu ile alinan demirle anemi düzelir.
Aç karnina alinan demirin emilimi fazla olmasina ragmen bazi
hastalarda bulanti, mide agrisi, ishal, kramplar gibi sikayetlere
sebep olabilir. Bu nedenle bunlari önlemek için tok
karnina verilir. Tedavinin ilk 3 haftasinda agiz yoluyla alinan
demirin emilimi %15 iken bu oran daha sonraki haftalarda %5’lere
kadar düser. Bu nedenle agir demir eksikligi vakalarinda anemiyi
düzeltmek ve demir depolarini doldurmak için 6 ay sürecek
tedavi süresine ihtiyaç vardir.
C vitamini, demir ile birlikte alindiginda demir emilimini %20-%30
arttirir.
Mide-ince barsak ameliyatlari geçiren hastalarda demir emilimi
bozuk oldugu için, parenteral (kalçadan veya damardan)
demir tedavisine ihtiyaç vardir. Çok nadir alerjik
reaksiyonlar görülebilir. Bu nedenle ilk enjeksiyonlar
mutlaka hastanede doktor kontrolü altinda yapilmalidir.
GUT HASTALIĞI
GUT; Hipokrat zamanından beri
bilinen, serum ürik asid düzeyinin yükselmesi, eklemlerde ürat
kristallerin depolanması ve akut artrit hecmeleri ile seyreden
kronik bir hastalıktır. Halk arasında "damla hastalığı" diye de
anılır. Kalıtımsal (genetik) yönünün eski zamandan beri
bilindiği bir gerçektir, fakat sosyal yaşam ve çevre
faktörlerinin de etkili olduğu düşünülmektedir. Yapılan
araştırmalarda savaş sırasında gut sıklığı azalmış, refah
dönemlerde artmıştır. Gut daha sık erkeklerde görünür. 40 - 65
yaş arası hastalığın en sık ortaya çıktığı yaşlardır. Kadınlarda
genellikle menopozdan sonra görülebilir.
Gut oluşması için risk
faktörleri;
-
Erkek olmak
-
Şişman olmak
-
Aşırı protein (et) tüketmek
-
Alkol almak
-
Yüksek toplumsal tabakalardan
olmak (kralların hastalığı)
-
40 yaşını aşmış olmak vs.
olarak sıralayabiliriz.
Gu’tun oluşması için kanda ürat
düzeyinin uzun süre 7mg/dl' nin üstünde olması gerekiyor. Gut
kronik bir hastalıktır ve akut alevlenmeler ile seyreder. İlk
hecme (atak) genellikle alt ekstremiteleri etkiler. En sık
tutulan başparmağın metatürsofalanjeal eklemidir. Daha seyrek
olarak ayak kemeri, ayak bileği, topuk, diz ile çok seyrek el ve
kol eklemleri tutulabilir. Akut artrit krizini travmalar (uzun
yürüyüşler, rahatsız ayakkabılar, spor faaliyetleri)
başlatabilir. Ayrıca akut hecmeler aşırı yemek, alkol tüketimi,
cerrahi girişimleri ve infeksyonlar sonrası görülebilir.
Gut hecmesi genellikle gece başlar.
Ayak başparmağında aniden şiddetli ağrı ile birlikte şişme ve
mora çalan kızarıklıklar oluşur. Bu şikayetler; saatler, bir
kaç gün veya bazen haftalarca sürebilir. Hecme geçtikten sonra
eklem üzerindeki deri soyulur. Önlem alınmaz ise genellikle 2
yıl içinde ikinci hecme gelebilir. Her hecmeden sonra eklem
harabiyeti artar ve iyileşmeler tam değildir. Eklem şekil
bozuklukları, kalıcı fonksiyon bozuklukları ve hareket
kısıtlamaları gelişir. Ayrıca ürat kristallerin birikmesi sonucu
kulaklarda, parmak uçlarında, el ayasında ve ayak tabanlarında
deri altı şişlikler (tofüsler) oluşur. Ürat kristalleri;
böbreklerde çökebilir ve iltihabi reaksyona yol açabilir. Böbrek
fonksiyonlarını bozabilir. Ayrıca gut’lu hastaların yaklaşık
%20' sinde ürik asid taşları oluşabilir. Gut hastalığının
tanısında biyokimya (plasma ürik asid düzeyi, v.s.) ve
radyolojik tetkikler kullanılır.
Akut hecmenin tedavisinde yatak
istirahati şart. Colchicin, antiinflamatuar, kortikosteroidler
kullanılır. Purinden zengin besinler kısıtlanır. Kronik gut
artritinde serum ürat düzeyini 6mg/dl 'nin altında tutacak
şeklinde Allopurinol verilir. Böbrek taşlarının oluşmasını
önlemek amacı ile de bol su (2 litre ve üzeri) içilmesi tavsiye
edilir.
Sağlıklı ve mutlu günler dileği ile
!
iÇ HASTALIK UZMANI
Uzm. Dr. Bahtişen SÖNMEZ
|