
İdeal süt çocuğu beslenmesinde bir
numaralı faktör anne sütüdür. Anne sütünden daha ekonomik, daha
besleyici, daha güvenilir, verilmesi daha kolay ve zahmetsiz hiçbir
mama yoktur.
Yılda milyonlarca çocuğun ölümünü önleyen, ucuz, yan etkisi
olmayan kolay verilebilen ve soğuk zincire gereksinim göstermeyen
bir aşı olsa bu halk sağlığı yönünden hemen uygulanması gerekli
harika bir bağışıklanma yöntemi oluşturur. İşte anne sütü ile beslenme
böyle bir bağışıklanma yoludur. Sadece ve sadece anneyi destekleme,
sıcak zincirini gerektirir. Bugün insanoğlu doğaya karşı verdiği
egemenlik savaşında başarılı olmuşsa da kendi ürettiklerine yenik
düşmüş gibidir. İnsan doğallıktan uzaklaştığını sezinleyip bundan
kurtulmaya çalışsa bile uygarlığın yarattığı insanlığı kendi çıkarları
uğruna yok etmeye çalışan çok uluslu mama şirketleri – tekelleri
karşısında güçsüz ve zavallı durumundadır. Çağımızın kuşkusuz en
büyük sorunu doğadan yabancılaşmanın bilincine varmak, insanı buna
iten nedenlere karşı koymaktır.
İnsanlar yaklaşık olarak iki milyon yıldır yer yüzünde yaşamaktadır.
Son beş bin yıla kadar insanlar avcı-toplayıcı bir yaşam sürmüş
ve bebeklerini muhtemelen anne sütünden başka bir şeyler beslememişlerdir.
Ancak insanların yerleşik tarım toplum düzenine geçmeleri besin
üretiminde ve çeşitliliğinde artma olması bebekleri beslenmelerinin
değişmesine yol açmıştır. Erişkinler kendilerine tatlı gelen şeyler
ve yetiştirdikleri hayvanların sütleriyle bebeklerini beslemeye
çalışmışlar, başka hiçbir canlıda görülmeyen bir şekilde doğumdan
sonra gelen ilk sütün (kolostrum) tadını acı ve tuzlu bularak bunun
atılması, bebeğe tatlı gelen besinlerin verilmesi gibi adetler
edinmişlerdir.
Eski Mısır’da M.Ö 1550 yılından kaldığı sanılan Ebers
papirüsünde bebekleri beslemenin tek yolunun anne sütü ile olduğu
anlatılmaktadır. Eski Mezopotamya’da Babiller de anne sütüne büyük
önem vermişler, baş tanrıçaları İştar’ı bebeğini emzirirken tasvir
etmişlerdir. Eski Türk’lerde anne sütü kutsaldı. Yakut Türklerinde
güzellik ve analık tanrıçası Ayzıt’ın yeni doğan bebeğin ağzına
“süt gölünden” getirdiği sütünü damlatarak can verdiğine inanılırdı.
İslamiyette bebeğin anne karnında kanla beslenmesi ile doğumdan
sonra anne sütü ile beslenmesi arasında kesintisiz bir devamlılık
vardır. Anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirken Bakara suresi
2.233. Çocukların taşınması ve sütten kesilmesi 30 ay sürer (Ahkaf
suresi 46:15)
Hz.Muhammet’in (S.A.V) bebek için annesinin sütünden daha hayırlı
süt yoktur şeklindeki hadislerinin anlamı ancak son yıllarda bilimsel
araştırmalar sonucu anlaşılmıştır. Çünkü her annenin sütü kendi
bebeği için en uygun şekilde yapılmaktadır. İslama göre anne sütü
ile beslenme bebeğin hakkı olduğu kadar bunu sağlamak da anne ve
babanın görevidir.
İbni Sina (980-1037) ünlü eseri El-Kaânun
fit-tıp (tıp kanunu) da anne sütünün anne karnındayken onu besleyen
kana en çok benzeyen besin olduğunu bebeklerin mümkün olduğu kadar
anne sütü ile beslenmeleri gerektiği açıklanmaktadır.
İlk Türk çocuk hekimliği kitabı olan Tedbir ül Mevlüt (çocukların
korunması)(1700) ün yazarı olan Ayaşlı Şaban Şifai (1645-1701) bebeklerin
beslenmesinde anne sütünün önemini belirtmektedir.
Onsekizinci yüzyılda yaşamış olan Resil’ül Etıbba Gevzekzade Hafız
Hasan, Neticetül fikriyye fi tedbiri viladetül bikriyye (çocukların
doğumları konusunda fikirlerin sonuçları) adlı eserinde (1794) anne
sütünün üstün özelliklerini anlatttıktan sonra sözün kısası eğer
bebeğin annesinin sütü olupta emzirmeye elverirse ise ondan alası
yoktur demektir.
Günümüzde yapılan bilimsel araştırmalarla anne sütünün en az 4-6
ay; ideal olarak 9-12 ay süre ile verilmesi önerilmektedir .Sağlık
koşullarının çok kötü olduğu yerlerde anne sütü bebeği çeşitli enfeksiyonlara
karşı korumaktadır. Bu gerçek Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Unicef
tarafından da kabul edilmiş ve yayınlanan kitaplarda özellikle ishalli
hastalıkların yaygın olduğu geri kalmış ülkelerde bebeklerin iki
yıl emzirilmeleri önerilmektedir.
Avrupa’da sanayi devrimiyle birlikte kadınların çalışmaya
itilmesi emzirmeye ilgiyi azaltmış. Bebekler anne sütü yerine hayvan
sütleriyle beslenmeye başlanmıştır. Ancak bebek ölümlerinin arttığı
dikkati çekmiştir.18.yy da anne sütünün önemi yeniden anlaşılmışsa
da daha sonra bebek mama sanayinin gelişmesi ile anne sütü önemsenmemeye
başlanmıştır. Bu yıllarda yazılan kitaplarda bebek mamalarının tarifiyle
doludur. Yirminci yüzyıla gelindiğinde bebek beslenmesinde inek
sütünün daha fazla kullanılmasının bebeklerde ishallere bağlı ölümlerin
arttığı yıllara rastlaması çok ilginçtir.
Amerikalı ilk pediatri profesörü Jacobi (1830-1919) bile bebeklerin
beslenmesinde kaynatılmış inek sütünün savunucusu olmuştur. Bu yıllarda
Harvard dan Rotch (1849-1914) bebeklerin anne sütü ile en az 3 ay
ideal olarak 9 ay beslenmeleri gerektiğini söyleyerek bu günkü görüşlerimizin
temelini atmıştır. Ancak uzun yıllar mamalar önemli bir ticari ürün
olarak belirli çevrelere para kazandırmaya devam etmiş, araştırmalar
da bu yönde yapılmıştır.
Birinci Dünya Savaşından sonra başlayan kadın hakları hareketinin
yanlış değerlendirilmesi sonucu emzirmenin önemi iyice unutulmaya
başlanmış, biberonlar kadın özgürlüğü ve modern anneliğin simgesi
haline gelmiştir. Anne sütü kötülenmiş, mamalar göklere çıkarılmıştır.
Bilim adamları mamalara buldukları şeyleri ekleyerek gurur duymaya
başlamışlardır. Bütün bunlar gelişmiş ülkelerde mama endüstrisinin
gelişmesine yaramış,kurulan uluslar arası bebe maması şirketlerinin
gücü devlet yönetimlerinde hissedilmeye başlanmıştır. Kısaca söylemek
gerekirse bebek beslenmesi konusu uluslar arası şirketlerin eline
geçmiştir.
Özellikle son yıllarda gelişmiş ülkelerde anne sütünün öneminin
giderek anlaşılmasıyla mama şirketleri geri kalmış ve gelişmekte
olan ülkelerde yeni pazarlar bularak ürünlerini satmak için aşırı
bir propagandaya girmişlerdir. Bu propagandalar kullanılan
yöntemler de aşağı yukarı aynıdır. Anne yöntemler de aşağı yukarı
aynıdır. Anne sütünün kimyasal özelliklerinden biri veya birkaçının
yetersiz olduğu gösterilir ve üretilen mamada bu eksik maddelerin
konduğu belirtilir. Bütün şirketlerin mamalarında aynı formül sağlanınca
anne sütünde yeni eksikler saptanır. Daha önce söylediklerine tamamen
ters düşse bile formüller yeniden ayarlanır ve her şirket kendi
yaptığı mamanın üstünlüğünü göstermek için yeni bilimsel çalışmalar
yaptırır.
Emzirmek için kullanılmayan memelerin bedelini anneler ve bebekler
çok ağır ödemiş ve ödemektedirler. Bebeklerdeki beslenme bozuklukları
ve enfeksiyon hastalıklarının yaygınlığı ve öldürücülüğü geçmişteki
kadar olmasa bile hala sorundur. Emzirmeyen annelerdeki meme kanserine
yakalanma riski de dikkati çekmektedir.Yapılan hatalar 1978 yılında
Amerikan pediatri akademisi gibi muhafazakar bir kısım tarafından
kabul edilmiş, anne sütü konusundaki araştırmalara ağırlık verilmiş;
bu güne kadar kamuoyunda yaratılan yanlış bilgiler kazınmaya,bebeklerin
doğanın kendilerine armağan ettiği en kıymetli besin olan anne sütü
ile beslenmelerinin önemi vurgulanmaya başlanmıştır.
Anne sütünün en önemli özelliği şüphesiz yaşayan bir sıvı özelliği
göstermesidir. İçeriği sabit olmayıp bebeğin yaş ve fizyolojik durumuna
uygun değişim gösterir, besin maddelerini uygun miktar ve kalitede
içermesinin yanı sıra süt çocuğunu enfeksiyonlardan koruyan immunglobulünleri,
hücreleri ve faktörlerini içermesi ile tek fizyolojik bebek besleyicisi
olma özelliğindedir.
Anne
sütü ile beslenmenin üstünlüklerini şu şekilde özetleyebiliriz:
1.
Anne sütü bebeklerin fizyolojik
özelliklerine göre en uygun besindir.
2.
Biyolojik fonksiyonları organ
ve sistemlerin büyümesini düzenleyen büyüme faktörlerini içerir.
3.
Süt çocuklarını enfeksiyonlardan
koruyan faktörler içerir.
4.
Verilmesi kolaydır. kontaminasyon
sorunu yoktur.
5.
Allerjen değildir.
6.
Ekonomiktir.
7.
Hazırlama, ısıtma, soğutma sorunu
yoktur.
8.
Kontraseptif etkisi vardır.
9.
Annede meme kanseri riskini azaltır.
10.
Anne-bebek arasında olumlu psikolojik
bağ kurar.
11.
Anne sütü ile beslenme
nekrokzan enterokolit çölyak hastalığı, tip I diyabet, orta kulak
iltihabı, diş çürükleri, atopik hastalıklar molnütrisyon ve obezitenin
gelişmesinin
önlenmesinde önemli bir faktördür.
Yaşamın ilk dört-altı ayında bebeklerin sadece anne sütü almaları
hemen bütün farklı toplum ve kültürlerde en üstün beslenme şekli
olarak benimsenmiş gibi görünmektedir. Ancak bu en doğal ve basit
beslenme şekli sağlık personeli tarafından yeterince önemsenmemekte
çocuğun sağlığını sadece yaşamın ilk birkaç yılında değil ama ömür
boyu olumlu etkileyecek olan emzirmenin başlatılması ve sürdürülmesinde
halen çeşitli sorunlar yaşanmaktadır .Ülkemizde ortalama anne sütü
alım süresi 10 ay olmasına rağmen yaşamın ilk üç ayında sadece anne
sütüyle beslenen bebeklerin oranı%13.8’dir. Çoğu bebek gereksiz
yere erken ek besin almaktadır
Anne sütüyle ilgili çalışmalar son yıllarda hızla artmış olup böylece
hastanelerdeki rutin doğum uygulamalarının gerçekte emzirmeyi nasıl
baskıladığı ve engellediği ortaya çıkmıştır. Doğumdan sonra anne
bebeğin ayrılmaları, emzirmenin başlama; sıklık ve süresinin kurallarla
kısıtlanması, firmaların annelere ücretsiz mama dağıtmalarına izin
verilmesi, süt inmesi beklenirken bebeğe şekerli su veya inek sütü
verilmesi gibi yapılan rutin uygulamaların süt yapımını azaltan
bebeğin memeyi kavramasını önleyen, anne memesine olan iştahını
azaltan enfeksiyon ve allerji riskini artıran uygulamalar olduğu
fark edilmiştir.
Bebek doğar doğmaz en kısa zamanda (ilk yarım saat) anne memesine
kanmalıdır. Bu ilk tensel temasın emzirme üzerindeki olumlu etkileri
uzun süre devam etmekte ve bebekteki ilk bakteri kabrizasyonu hastane
ve personelden geçebilecek zararlı bakteriler yerine anneden bebeğe
geçecek zararsız bakterilerle olmaktadır.
-
Bebeğe
tıbbi bir zorunluluk olmadıkça emzirme öncesi başka hiçbir besin
verilmemeli ve ilk olarak çok değerli olan ön sütü (kolastrum)
alması sağlanmalıdır.
-
Bebek
canı her istediğinde gece-gündüz sık olarak istediği sürece
(4 dakikadan az 30 dakikadan uzun değil ) emzirilmelidir.
-
Bebekle
anne sürekli aynı odada kalmaları (aynı odada kalmak bebeğin
canı her istedikçe emmesini kolaylaştırması) sağlanmalıdır.
-
Emzirilen
bebeğe ilk 4-6 ay (su dahil) hiçbir ek besin verilmemelidir.
Anne sütünün yeterli
olabilmesi için bebeğin sürekli annesiyle birlikte olması, yeterli
sıklıkta ve doğru emzirilmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki annenin
yemesi içmesi, dinlenmesi dahil hiçbir şey süt yapımını bebeğin
memeyi emmesi kadar artıramaz. Unutulmamalıdır ki ana ve çocuk sağlığı
düzeyinin yükseltilmesi için yapılacak hiçbir girişim “anne sütünün
teşviki” kadar yarar sağlamayacak; doğal bir yaşam kaynağı olan
“anne sütünün” ve emzirme kültürünün korunması için gösterilecek
çabalar boşa gitmeyecektir.
ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI
Uzm. Dr. Şebnem ALTINLI
AKUT
BRONŞİYOLİT
İlkbahar ve sonbahar aylarında daha sık görülen ve özellikle süt
çocuklarında solunum sıkıntısı, hırıltı ve öksürükle orta ya çıkar.
Bronşiyolit iki yaşından küçük çocuklarda sıklıkla viral etkenlerin
neden olduğu, hızlı solunum, göğüste çekilmeler ve hışıltılı solunum
(wheezing) ile karakterize, bronşiyollerin iltihabı ile seyreden
klinik bir sendromdur.
Bronşiyolit ülkemizde kış aylarında salgınlara yol açar. Daha çok
bir yaşın altında olmak üzere özellikle sosyo-ekonomik düzeyi düşük
olan ailelerde, kalabalık ortamda yaşayan, sigara dumanına maruz
kalan ve anne sütü almayan bebeklerde daha sık görülür. Viral etkenler
arasında en sık respiratuar sinsisyal virüs (RSV), daha az sıklıkla
diğer mikroorganizmalar neden olmaktadır.
TANI
İlk bulgular burun akıntısı, öksürük ve hafif ateş gibi üst solunum
yolu infeksiyonu şeklindedir. Bir-iki gün içerisinde bunu solunum
sayısında artış, göğüste retraksiyonlar ve hışıltılı solunum izler.
Huzursuzluk, beslenme güçlüğü ve kusma gözlenebilir. Fizik muayenede
solunum sayısı artmıştır, taşikardi vardır. Vücut ısısı normal olabileceği
gibi yüksek ateş de görülebilir. Konjünktivit, otit ve farenjit
de bazı hastalarda eşlik edebilir.
Genellikle bronşiyolitli çocuk, hastalığı hafif ya da orta şiddette
geçirir. Bronşiyolit nedeni ile hastaneye yatırılan, ancak önceden
sağlıklı olan çocuklarda belirti ve bulgular 24-48 saat devam eder.
Hastalık semptomları iki, üç günde doruğa çıkar, yedi-on gün içerisinde
giderek azalır, öksürük haftalarca devam edebilir. Hastanede ortalama
yatış süresi üç, dört gündür. Ancak hastanede yatan çocukların %7’sinde
hastalık çok ciddi seyredebilir. Dört-altı haftalıktan küçük bebeklerde
hastalık daha şiddetli seyrettiğinden, hastanede yatma süresi daha
uzun olabilir.
Üçten fazla bronşiyolit atağı, çocukta ve ailede atopi ve alerji
öyküsü varsa hasta astım yönünden değerlendirilmelidir.
Akut bronşiyolitin tedavisi destekleyici olup hastada oksijenizasyonun
düzenlenmesini tıbbi tedaviyi ve hastanın komplikasyonlar açısından
yakından izlenmesini içerir.
Evde ve hastanede sigara içilmesinin engellenmesi, sık el yıkanması
ve maske kullanılması (sekresyonlar yoluyla hastalığın diğer çocuklara
yayılmasını önlemek için) aile bireylerine anlatılmalıdır.
Uzm.Dr.Leyla YOLAR
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
ATAKÖY
HASTANESİNDE DOĞMAK BİR AYRICALIKTIR.
ÇOCUKLARIMIZ HER TÜRLÜ SAĞLIK HİZMETİNDE
%10 İNDİRİM
HAKKINA SAHİPTİR. |